Dünyanın En Ucuz Rotalarından: Sucre

Samanyolu manzaralı toplu hacet giderme seansıyla şenlenen gece yolculuğumuz, her şeye rağmen sorunsuz ve rahat geçiyor. Tek sıkıntı Sucre’ye varış saatimiz. Otogarda kargaların uyanmasını beklemekten başka şansımız yok günün bu ilk saatlerinde. Neyse ki mi desem, ne yazık mi bilemedim; otogar fazlasıyla yerel bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Oturacak yer zor bulunuyor.

Biraz uykulu, biraz da soğuğuz. Otogarın bekleme salonunda yere yatırdığı bebesinin altını değiştirenden, ayakkabılarını çıkarmış, parmak aralarını havalandırana kadar her türden yolcu var. Şehirde hayat başlayana dek burada beklemekten başka şansımız yok. Bu saatte tanımadığımız bir şehirde sokak sokak konaklayacak yer aramak akla yatkın değil. Gün ağarır ağarmaz bu kesif kokulu ortamı terk edip şehir merkezine atıyoruz kendimizi. Şehri tanımadığımız gibi konaklayacak bir yerimiz de yok. Sokaklarda ise bizden başka bir de kuçular var. Cuma gecesi sonrasının ağırlığı var sabahın ilk saatlerinde.

Bilir bilmez merkezin etrafındaki tüm sokaklara dalıp çıkıyoruz. Çaldığımız çoğu kapıda da ya yer yok, ya da fiyat bizim bütçenin üzerinde. İşin daha da fenası, üzerimizde BOB yok. Daha önce yerel para birimi olan ülkelerde başımıza gelen türlü hikayeden sonra yerel parayı kontrollü tutuyoruz cebimizde. Sabah ayazında dala çıka heder olduğumuz Sucre sokaklarında, şehrin kalbinde bir hostelde banyo ve tuvaleti içinde bir oda tutuyoruz. Oda o kadar küçük ki, iki kişi yan yana zor hareket ediyor. Odanın tek penceresi de bina boşluğuna bakıyor. Bizim için son derece sıcak ve sevimli bir barınak. Şehrin merkezindeyiz ve her şey etrafımızda.

Sucre, Bolivia’nın en gözde şehirlerinden biri. Özellikle de düşük bütçeyle gezenleri ucuzluğuyla baştan çıkarıyor. Öyle ki dünyanın en ucuz rotalarından biriymiş. Buraya yerleşen pek çok Avrupalı’nın da tercih sebeplerinin başında şehirdeki ucuz yaşam. Aylık 800 $’lık bir bütçeyle ikamet, yeme-içme, sosyalleşme ve İspanyolca dersleri dahil yaşamak mümkünmüş.

Baştan çıkarıcı kolonyal dönemde inşa edilmiş binaları, tertemiz, bakımlı parklarıyla huzur dolu bir şehir ilk bakışta. Bunun dışında çok geniş bir öğrenci nüfusuna eğitim olanağı sağlayan bir üniversite şehri. Bu da her sokağa enerji katıyor.

Sokaklar hareketleniyor, her biri birbirinden çekici meydanlar adeta ayaklarınızı çekiyor ama bizde para yok, mideler boş. Para bozduracak yer bulamıyoruz. Öğlen saati, şehrin göbeğinde döviz bürosu yok! Otellerin verdiği oran da bize uymuyor. Sokağın köşesinde döviz bürosu hizmeti veren bir büfe buluyor, pek güvenemiyoruz. Biraz daha bakınıyor, bir saatçi dükkanında döviz alış-satışı yapıldığını görüyor, kalabalığa da güvenerek bir döviz bürosu bulur muyuz diye dolanıyoruz. Bulamayıp geri döndüğümüzde ise saatçi dükkanının kepengi kilitlenmiş. Biraz bekledikten sonra öğlen tatili olmadığına karar verip hızlı adımlarla büfeye yürüyoruz ve orası da kapanmış. Gün ortasında beş parasızız ve günlerden cumartesi. Yani, yarın şansımız hiç olmayacak! Köşede güvenip para bozdurmadığımız büfenin kapalı kepengi önündeki seyyar sokak kambiyocusundan para alışverişi yapıyoruz. O da zaten bizim peşimizden tezgahını toplayıp gidiyor. Biraz daha gecikseydik bunu bile bulamayacaktık belki de.

Artık cebimizde sahte olmadığını umduğumuz bir miktar paramız olduğuna göre, merkezdeki halk pazarına gidip midelerimizi şenlendirebiliriz. Pazarın üst katında yerli teyzelerin elleriyle servis ettiği türlü türlü yemeklerin sergilendiği tezgahlar var. Biz de gözümüze güzel görünen bir şeyler bulup güzelce karnımızı doyuruyoruz. Yolumuza çıkan büyük bir caddeyi takip ederek amaçsızca dolaşıyoruz. Şehir stadının yakınlarında solumuza düşen bir park içerideki karınca yuvasını andıran kalabalığıyla çekiveriyor adımlarımızı. Hava güneşli ve günlerden cumartesi olunca tüm şehir halkı sokaklara atmış kendini. Parkın içinde stada doğru yürüyüp sonunda panayır yeri gibi bir kabalığa çıkıyoruz. Burası aslında bir ibadethane, ama önündeki sokaktan başlayıp tüm mahalleye yayılan bir hafta sonu pazarı kurulmuş etrafına.

İbadethanenin hemen önündeki tezgahları ise Şaman büyüleri yapan ve büyü malzemeleri satıcaları işgal etmiş.

Maket arabalar, tırlar, villalar, deste deste paralar, altınlar, keskin kokular, dumanlar ve ilginç ritüeller. Hemen bir üst sokakta ise tatlı tezgahları.

Midemiz tıka basa dolu olsa da kokular, renkler, tezgahlar aklımızı başımızdan alıyor.

Ammann dikkat, görüntü aklınızı başınızdan almasın!

Güneşli hafta sonunun keyfini en çok minikler çıkarıyor şüphesiz.

Sokaklar boyu yayılan, neredeyse bir mahalleyi kaplayan pazarda aklınıza gelebilecek her şey var. Tam bir panayır yeri. Rengarenk tezgahlar, satışa sunulmuş türlü türlü mallar. Pazarın en renkli ve rağbet gören yerlerinden biri de şans oyunlarının sıra sıra dizildiği sokak. Aklınızın ucundan geçmeyecek oyunlar bulmuşlar.

Bunlardan en eğlenceli görüntülere sahne olanı ise koca koca insanların ellerinde ucuna ip bağlı birer sopa, ipin ucundaki halkayı takarak 2,5 litrelik içi dolu içecek şişelerini kaldırmaya çalışmaları.

Pazarın sokaklarında denk geldiğimiz bakkalların tümü demir parmaklıklar arasından satış yapıyor. İnsan ister istemez bunca kalabalığa karşın pek de güvende olmadığını düşünmeden edebiliyor elbet, ama sonuçta biz tüccar değil, gezginiz.

Ve kuşkusuz pazarın en curcunalı yerleri yine yemek tezgahlarının etrafı. Dumandan göz gözü görmüyor. Siz ne istediğinize karar verin ya da nasıl pişeceğine.

Pazardı, panayırdı, büyüydü, tatlıydı derken nerede olduğumuzu bile unuttuğumuzu fark edip biraz da şehir merkezinde zaman geçirmeye karar veriyoruz. Ana caddeyi tutturmuş, merkeze doğru yürürken kameramıza bir sürü detay takılıyor.

Eğitim Fakültesi duvarına yüzüncü yıl anısına yapılmış çalışma. Ne yazık ki orada da bu değerleri hiçe sayan bir tomar insanımsı var!

Bu, en etkin mesajı içeriyor bence. ŞİDDET; FİZİKSEL, PSİKOLOJİK, EKONOMİK, MORAL, IRKÇI, CİNSEL,… DİR.

Ve geze dolaşa, sağa sola dala çıka şehrin en keyifli meydanında buluyoruz kendimizi. Burası şehrin ana kavşak noktasında bulunan Plaza 25 de Mayo, yani 25 Mayıs Meydanı. Etrafındaki birbirinden estetik yapılardan ikisi şehrin en önemli yapıları katedral ve Bolivya’nın bağımsızlık anlaşmasının imzalandığı La Casa de la Libertad, yani Özgürlük Evi. Parkın kalbinde ise ülkenin özgürlük kahramanı Antonizo José’nin heykeli selamlıyor gelen geçeni.

Bu topraklara özgü pek çok meydan gibi burası da tam anlamıyla bir sosyalleşme merkezi. Yiyecek – içecek satıcıları, ayakkabı boyacısı çocuklar, öğrenciler, gençler, yaşlılar, dilenciler, oyuncakçılar ve elbette her meydana güzellik katan güvercinler. Biz de çıkınımızdan bir şeyler paylaşıyoruz onlarla. Bu kadar yerel yaşamı kaldıramayacak gezginler için ise pek çok şık kafe, restoran ve hatta lüks otel bulunuyor meydanın etrafında.

Parkta soluklanırken tam karşı yönden ellerinde market torbalarıyla gelen Avrupalı kızları durdurup civarda nerede market olduğunu soruyoruz. Çok yakınımızda olduğunu öğrenince derhal yiyecek içecek bir şeyler almaya gidiyoruz. Kilisenin çan kulesini takip etmeniz yeterli. Zaten sokak sizi içine çekiveriyor.

Market sandığımızdan çok büyük ve aradığınız her şeyi bulmak mümkün. Üstelik burası iki katlı ufak bir alışveriş merkezi olduğundan giriş katta ücretsiz, tertemiz tuvalet de var. Biz de reyonlar arası ufak bir gezinti yaptıktan sonra keyfimize uygun bir şeyler buluyoruz. Zaten bulmamak olası değil, yalnızca fırın bölümünde binbir türlü seçenek sunulmuş. Hava da yavaş yavaş akşama dönerken marketin hemen yanındaki küçük parkta gecenin çöküşünü, gelen geçeni, kulenin çanlarını seyre dalarak buz gibi biralarımızı yudumluyoruz.

Mücadeleli geçen çöl gecelerinin üstüne 2800 metre yükseklikteki bu sakin şehirde oksijen zengini bir gece geçirecek olmanın huzuruyla doluyuz. Bir süre de 25 Mayıs Meydanı’nda keyif yaptıktan sonra, kör olası çöpçülerin süpürgeleriyle bankımızın altını dürtmesinden sonra alçak rakımlı uykunun tadını çıkarmak üzere odamıza çekiliyoruz. Yol boyunca gözümüze takılan son bir detayla ara verelim Sucre gezimize.

Şehrin özellikle kalabalık saatlerinde yayaların araç trafiğinde güvenli dolaşımını sağlayan zebra yaya geçitleri. Her ne kadar ilk görüşte bana daha karmaşık geldiyse de trafiği kontrol özelliğiyle son derece işlevsel oldukları kesin.

Şehrin daha girmediğimiz pek çok sokağı, görmediğimiz pek çok noktası var. Bunlar için önümüzdeki haftayı beklemenizi rica ediciiğiimmm. Biz de o arada uykunun ve istirahatin dibine vuralım; sabaha dinç kalkıp yeni rotamızı planlamamız ve bunun için gerekli girişimlerde bulunmamız gerekiyor.

Tabii bu arada gezmeyi, tozmayı da ihmal etmeyin. Sağlıcakla kalın, bilmediğiniz yollara, görmediğiniz rotalara dalın.

387 total views, 1 views today

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *